FORUM KONUK DEFTERI MOVIE FLASH KLIPLER Lazca Dil Kursu Laz folklöründe düğün ve düğünle ilgili ritüeller / İsmail Avcı Bucaklişi / Lazuri.Com
 

  Uyari: Bu sayfada Lazca sözcükler için "Alboni Font"(yazı karakteri) kullanılmıştır. "Windows \ Fonts" dizininde Alboni Font olmayanlar karakterleri yanlış görecektir. Bunun olmaması için Windows\Fonts dizinine [Alboni Font'u buradan yükleyebilirsiniz]. Ayrıntılı bilgi için Lazuri Font ya da LazuriPC sayfamızı okuyunuz.

Laz folklöründe düğün ve düğünle ilgili ritüeller


İsmail Bucaklişi

Oğlunu evlendirmeyi düşünen aile büyükleri uygun bir kız bulabilmek için çevresini araştırmaya başlar. Bu araştırmada düğünler ve imeceler gibi kızların tutum, davranış olarak kendilerini gösterdikleri ortamlar önemli bir yer tutar. Bu arada tanıdıklarından yardım isterler. İstenecek kız, oğlanın sevdalısı ya da önceden tanınan biri ise bunlara hiç gerek olmayabilir. Her halükarda istemek için düşünülen kız iyice araştırılır, huyu, alışkanlıkları, geçmişi, ailesinin soyu, asaleti göz önünde bulundurulur.

En çok üzerinde durulan nokta ise kızın ya da ailesinden birinin herhangibir şekilde "toplumun namus anlayışına ters düşecek bir durumu ve davranışının" olup olmadığıdır. Ailelerinin mülkiyetleri (sahip olunan arazi vs.) ve asaletlerinin (iyi ocak, iyi ocak kızı) aynı ya da denk seviyede olması da ayrıca üzerinde durulan konulardır. Aksi taktirde evlilik gerçekleştirkten sonra toplumun onları küçük görmesine ve saygı duymamasına neden olur. Tabiki fakir bir ailenin, asaletli bir aileden kız alabilmesi gurur kaynağıdır. Tarıma dayalı toplumlara has gelinin çalışkanlığı, sağlığı, aileden gelen bir rahatsızlığının olmaması da tercih sebepleri arasındadır.

Kızın verilebilmesi sadece babanın evet demesi ile olup bitecek bir iş değildir. Kızın kardeşleri, dayıları hatta yakın akrabaların da bu evliliği onaylaması gerekir. Yakın çevrenin onaylamadığı bir evlilik gelecekte sorun yaratabilmekte, hoşnutsuzluklara neden olabilmektedir.

Tamamen görücü usülü bir evlikte, kızı tanıyan biri (kadın) erkek tarafından birine (kadın) kızdan bahseder (doloşinu) ve istemeleri için o kızın iyi yönlerini anlatır, övgüler dizer (omsüu). Erkeğin aile büyükleri de bu kız hakkında araştırma yapar, kızı tanıyanlara sorar (goiüitxu). Bu araştırma sırasında kız hakkında bilgi istenen biri ya da hiç bilgisine danışılmayan biri kızın olumsuz yönleri ile ilgili kötüleyici şeyler söyleyebilir (cetinu) ki bu da kız istemekten vaz geçilmesine neden olabilir.

Kız İsteme (Bozomata Ogoru)
Gelin adayı belirlendikten, taraflar birbirlerini yeterince soruşturduktan sonra sıra kız istemeye gelir. Kızın istenebilmesi için önceden kız ve erkek tarafından kadınlar diyaloğa geçerek kız isteme tarihini saptarlar. Bu arada düğünle ilgili birçok ayrıntıyı da gayriresmi olarak karara bağlarlar.

Söz Kesme/Nişan (Yoxo Cedvalu)
Erkeğin birinci dereceden yakınları kadınlarla birlıkte kız evine gider. Bazı yerlerde bu, üç kadın ve üç erkeğin birlikte gitmesi şeklinde gerçekleşir. Aslında bu kız istemeye değil, söz kesmeye denk düşen bir durumdur. Usulen kız babasından istenir. Olumlu cevabın alınmasından sonra gelin adayına yüzük (mawindi), küpe, saat gibi takılar takılır. Dışarı çıkılırak havaya kurşun sıkılır. Böylece müjdeli haber herkese duyurulmuş olur.

Düğün tarihi belirlenir. Bu tarih çoğunlukla sonbaharda hasadın kaldırılmasından sonraki zamandır. Erkek tarafı, bu tarihi işgücü kazanma amacıyla ilkbahara almak için zorlar. Zaman zaman bu, anlaşmazlık konusu da olabilmektedir. Söz kesme sırasında karara bağlanan en önemli hususlardan biri de geline alınancak altın miktarıdır. şayet erkek tarafı ilk oğullarını evlendiriyorsa bu miktar ciddi bir pazarlık konusudur. Çünkü belirlenen miktar muhtemelen arkadan gelecek gelinler için de geçerli olacaktır. Aynı zamanda altın, gelinin doğrudan mülkiyeti ve kötü günlerin güvencesidir. Gelin kendi isteği ile koca evini terketmediği sürece bu altınlar kendisinde kalacak, yeni bir ev kurarken bu altınlar kullanılacaktır.

Erkek tarafı yeni geline alınacak altın miktarını önceki geline alınandan daha az miktarda belirlerse kız tarafınca asla kabul edilmez ve kızlarına karşı bir hakaret, alçaltıcı bir tavır olarak kabul ederler.

Aileler isterse bir nişan da yaparlar. Nişan, yakın çereninin daveti edilmesi ile küçük çaplı yapılabileceği gibi, geniş katılımla bir düğün havasında da yapılabilir. Bu daha çok, nişan kız evinde yapıldığı için, kız tarafının ekonomik gücü, aile çevresinin genişliği ile orantılıdır. Nişana, damat adayı (noğame) de katılabilir. Ama bu tüm Lazona'da geçerli olan bir kural değildir. Damat adayı (noğame) ve gelin adayı (noğamisa) nişanlılık süresi boyunca birbirlerini aleni ve yalnız başlarına göremezler. Eğer bir görüşme olacaksa bu nişanlı kızın yanında bir refakatçı (yakını bir kız) mutlaka bulunur. Ayrıca bu görüşmeden kızın babası ya da erkek kardeşlerinin haberi olmaz.[1]

Ancak, nişanlıların birbirleri ile (asla) görüşemeyeceği şeklindeki bu katı gelenek Lazona'nın bütününde geçerli olmadığı gibi tam tersi uygulamaların yaşandığı yerlerde vardır. Nihayet Hopa'da sözün kesilmesi evliliğin kesin olarak gerçekleştiği anlamına gelir ki bu anlayıştan yola çıkarak nişanlılar rahatça görüşebilir, birbirlerinin evine gidebilir hatta birlikte dahi olabilirler.

Kızın Kaçması-Kızla Birlikte Kaçmak (Meyonu-Eüoyunu)
Laz kültüründe, Türkçe'de bulunan "kız kaçırma/dağa kaldırma" ifadelerinden anlaşıldığı biçimiyle bir davranış bulunmamaktadır. Lazcada da bu ifadeleri karşılayan kavram/kavramlar yoktur. Kız kendi rızasıyla, baskı ve zorlama olmadan erkeğe kaçabilir (Meyonu) ve erkek kendisine kaçmak/gitmek/varmak isteyen kızı kaçırabilir/alabilir (Eüoyonu). Bu da kız ve erkeğin sevdalı oldukları halde evlenmelerine karşı çıkılması durumunda gerçekleşebilecek bir durumdur. Buna rağmen ailesinin rızası olmadan erkeğe kaçan bir kız/gelin toplum tarafından hoş karşılanmaz, kınanır. Böyle birine verilebilecek en büyük ceza ise ailesi tarafından dışlanması ve uzun yıllar geçse de baba evine kabul edilmemesidir. Özellikle babanın, onuru/gururu çiğnenmiştir. Çok uzun yıllar geçse de kızına konuşmaz ya da sıcak davranmaz. Artı, kaçarak gelin olan biri koca evinde de hoş karşılanmaz, yaptığı bu davranışın yüzüne vurulduğu olur. Buyüzden olsa gerek köy içi ve yakın köyler arası "kaçma" olayına pek/hiç rastlanmaz. Laz kültüründe kızın kaçması/kız kaçırma durumları yaygın değildir.

"Kaçma" durumunda araya hatırı sayılır kişiler devreye girerek tarafları barıştırma yoluna gider. Burada erkek tarafı mahçup rolündedir ve anlaşmayı/barışmayı isteyen taraftır. Barışmanın birkaç anlamı vardır: Erkek tarafı kendi oğullarına kaçan kızı baba evine iade ederler ki bunun için de kıza kötü davranılmayacağına dair garanti alırlar. Akabinde geleneklere uygun, ailenin rızası alınmış da evlilik gerçekleşiyormuş gibi düğün (!) yapılır. Veyahut, kızın ailesi tepkisiz kalır, kızı geri almaya kalkmaz. Yine de kız için baba evinin yolu artık (çoğu zaman) kapanmıştır. En iyi ihtimalle taraflar hiçbirşey olmamış gibi davranırlar ki buna çok ender rastlanır. Anlaşma gayreti daha çok aileler arasında düşmanlık doğmaması içindir.

Anlaşmaya varılamaması durumunda kızın ailesinin gücüne göre kızı geri alabilirler, ancak bu pek tercih edilen bir yol değildir. Ya da kesin bir tavır alarak kızlarına ve erkeğin ailesine karşı dostluk yollarını kapatırlar.

Erkek ve kızın karşılıklı isteği ile gerçekleşen bir kaçma namus meselesi olarak algılanmaz, kız tarafının geliştirdiği tavırda bu yönde değildir. Sorun daha çok gurur/onur meselesidir

Kızın istemi dışında bir delikanlının yapabileceği bir davranış var ki bu kısmen kabul görebilmektedir. Bir erkek bir kızı çok seviyorsa ve onunla ille de evlenmek istiyorsa, bir atiklikle kızın peştemalını başından kapıp kaçar. Daha ötesi ise kızın saçının kesmektir ki buna pek nadir rastlanır. Ancak bunlar en son yapılabilecek davranışlardır ve haklı bir gerekçesi olması gerekir. Ayrıca bunu yapan kişinin cesaretli ve sağlam bir aileden gelmesi de önemlidir. Yine de o kızın o erkeğe verileceği gibi bir sonuç çıkarılmaz.

Laz toplumunda zorla kız kaçırma durumu asla görülmez. Böyle bir şey, olay niteliğindedir, bir namus sorunudur ve sonuçları düşünüldüğünde kimsenin göze alabileceği bir şey değildir.

Baba Evinde Son Gece / Kız Gecesi (Bozo Limci)
Düğünden bir ya da bir kaç gün öncesinden kız ve erkeğin aileleri kendi yakınlarını tek tek evleri dolaşalarak şifaen düğüne davet ederler. Kızın arkadaşları toplanır, eğlence düzenlenir. Genç kızlar kendi aralarında şarkılar (birapa) söyleyip horon oynarlar. Yemekler hazırlanır. Bu arada kına yakılır. Erkekler bu eğlenceye katılmaz.

Asıl düğün hazırlığı erkek evinde birkaç gün evvelinden başlar. Düğüne katılacak misafirler için Laz baklavası, ekşaşi, sutlaşi gibi yemekler hazırlanır. Düğün süresince gerekli eşyalar tedarik edilir. Ev düğüne hazır hale getirilir. Bu hazırlıklar sadece erkek evine mahsus değildir; yakın akrabalar da bu hararetli çalışmaların içinde yeralır ve kendi evlerini gelecek misafirler için hazır hale getirirler. Erkekler horon oynar, şarkılar, destanlar söylenir, insanlar birbirlerine nükteli sözlerle sataşır. Kısaca erkek evinde ahenkli bir çalışma ve tam anlamıyla bir şenlik havası vardır. Herkes ruhsal olarak kendini düğün havasına kaptır. Artık düğün için herşey hazırdır.

Düğün Günü (çanda ndğa)
Sabah uygun bir saatte erkek tarafından kalabalık bir grup kız evine doğru yola çıkar. Damat kendi evinde bekler. Yol boyunca tulum çalınır, horon oynanır, genç erkekler haykırılar (gamayoxu/gamacoxu). Bu sırada kız evinde, kız tarafından davet edilenler toplanır, gelin hazırlanır (nusa moéopxu). Geline allık ve beyazlık veren hafif bir makyaj yapılır (makyajı, işten anlayan bir erkek de yapabilir). Gelinlik giysisi giydirilir, yüzü bir tülbentle örtülür (gelinin yüzünü tülbentle örtmek islamiyet sonrası edinilen bir gelenek olsa gerek.). Evin ortasında (paraüamindi) bir iskmleye oturtulur.

Gelini damat evine götürecek grup kız evine varır. Damadın babası (yoksa yakını bir erkek) evin kapısına gelir. Kınından bıçağını çıkarıp kapının sağındaki bir boşluğa, kını da solundaki bir boşluğa sokar.[2] Ve sağ ayakla eve girer.

Gelin evin ortasında bir iskemlede oturmaktadır. Gelinin küçük kardeşi ya da dayısı/bir yakını (besmele çekerek) gelinin elinden tutar ve kaldırıp kayınpederine (mtiri) teslim eder. Adet olduğu üzere gelini kaldırana bahşiş verilir. Kayınpederi elinden tutmuş halde gelin sağ bacağıyla baba evinden çıkar. Kapının sağ ve sol tarafına sokulmuş olan bıçak ve kını yerinden alan kayınpeder bıçağı kına sokar. (Bıçak, çiftin ilişkiye girdiği kesinleşmeden kınından çıkarılmaz). Bu ritüel, çifte büyü yaparak (basarak) ilişkiye girmelerini engellemeyi isteyen çabaların önünü kesmeyi amaçlar. Tulum gelin ağlatma (nusa obgarinu) havası çalar. Gelin, annesi ve diğer yakınları sessizce ağlarlar. Hüzünlü bir atmosfer sarar her yanı. Böylece gelin alayı yola koyulur.

Bu arada gelinin eşyaları evin avlusuna çıkarılır. Adet üzerine dayısı sandığın üzerine oturur ve erkek tarafına teslim etmek karşılığında bahşiş ister. Eğlence ile karşılıklı pazarlığın sonucu gelinin eşyaları erkek tarafına teslim edilir. Nispeten maddi durumu iyi olmayan biri/birileri bu eşyaları erkek evine kadar taşır ve belli bir para alır.

Geline yol boyunca ve düğün süresince bir yakını (mdade) refakat eder. Gelinin yüzü tülbentle örtülmüştür (örtünme meselesi tüm Lazona'ya özgü olmayabilir). Ayrıca gelin ve düğüne katılan tüm kadınların ellerinde açılmış halde bir şemsiye bulunur. Yolculuk boyunca tulum çalınır, horon oynanır.

Bazı kişiler "sakatlandım, yerimden kalkamıyorum" diyerek yolun dar olduğu bir yere ya da köprülerin üstlerine otururlar. Bunun anlamı düğün alayının yolunu kesmektir ki yolun açılması için bahşiş vermek gerekir. Yol kesmenin bir başka usülü ise uzunca bir sırıkla yolu kapamaktır. Herhalükarda düğün alayının yolunu kesmek ve yolu kesenlere bahşiş vermek adettendir. Bu yüzden küçük pazarlıklar ve tartışmalar yapılır ki yolculuk eğlenceli olsun.

Düğün alayı erkek evine yaklaşınca kız tarafından olanlar damadı çağırırlar. Damat kendilerini karşılamadığı sürece gelini eve götürmeyeceğini söylerler, naz yaparlar.

Bunun üzerine damat düğün alayının olduğu yere gider. Açık haldeki gelinin şemsiyesine pirinç, buğday ve kumi/gumi (bir bitki, buğdaya göre iri taneleri vardır) ile karışık madeni para atar. Bu rituelin anlamı yeni gelinin bolluk, bereket getirmesidir. Çocuklar yere düşen paraları toplamaya çalışırlar. şemsiyeyi gelinin elinden alır, kapatır ve geri verir.

Kız tarafından düğüncüler nazlanmaya, ayak diremeye (üuçxe mebazgu) devam ederler. Genellikle olmadık ve değerli şeyler istenir. Erkek tarafı bu istekleri kırmaz ve komik şekillerde karşılar. Eve on adım yaklaşma karşılığında yola halı serilmesini istenince bu durumda pazarlık yapılır, istekleri yerine gelsin diye yere bir bez parçası serilir. Mesela eve yirmi adım yaklaşma karşılğında bir koyun istenir. Bu durumda bir kişi, başına koyun postu örter yanlarına gider. Silah istenince, silaha benzer bir tahta parçası konur önlerine. Bu oyunlar arhavi yöresinde ayak direme (üuçxe mebazgu) adıyla bilinir ve erkek evine yaklaşıldığında oynanır. Pazar-Ardeşen taraflarında erkek evine girildiğinde aynı oyun yemek masasında oynanır.

Damadın eve geri dönüşü sırasında yol kenarında duran kişiler (kız tarafından) ince bir çubukla vurarak şaka yaparlar. Bazan şakanın dozunun kaçtığı da olur.

Gelin evin avlusuna gelince yere bir asma dalı (binexi ara) konur. Gelin asma dalına sağ ayağıyla basarak geçer. Bu asma dalı çatının üzerine atılır. Bu, gelinin yeni ailesinde kök salması, kalıcı olması için yapılan bir ritueldir.

Damat kapının eşiğinde durarak "hoşgeldiniz" der. Düğün alayı bu söz üzerine damada alkış tutar.

Gelin kapının önüne gelir. Kendisine uzatılan şerbet dolu kaba parmaklarını daldırır. Eline bulaşan şerbeti kapının sağına ve soluna sürer. Bu kaptan bir yudum içer. Bir yudum da damada içirilir. Bu rituel, aileye yeni katılan gelinin tatlılık, huzur, mutluluk getirmesi inancıyla yapılır.

Damat gelinin elinden tutarak eve alır ve kendi annesine teslim eder. Kaynana, gelini elinden tutarak açık ateşin (oûrebule) etrafında üç tur döndürür (açık ateşin yerini soba alınca rituel sobanın etrafını üç tur dönme şeklini almıştır.). Geline açık ateşin etrafının tavaf ettirilmesi yapılan rituellerin en önemlisidir. Ocak, ailenin varlığının, sürekliliğinin, geleceğinin en açık göstergesidir ve bu yönüyle kutsaldır. Bu rituelle ocak kutsanmış olur.

Ardından gelin evin ortasında bir iskemleye oturtulur. Kucağına bir erkek çocuğu oturtulur. Gelin çocuğu kucağından indirmeksızın üç kez kalkıp yerine oturur. Gelin çocuğa bir çorap ve mendil verir. Erkek çocuk ocağın devamlılığı için vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Bu rituelle gelinin yerine getirmesi gereken en önemli görev belirtilir.

Bu rituellerin ardından gelin kaldırılır, refakatçisi (mdade) ve düğüncü kadınlar bulunduğu halde odaya götürülür. Burada gelin, duvarın önüne ayakta durur (nusa eladginu). Ayakta duran gelinin yanına güzel kızların durmasına (gelini gölgeleyebilir düşüncesiyle) izin verilmez. Damat sağdıçları (mdade) nezaretinde odaya girer. Gelinin peçesini açar.[3] Kadınlar tarafından alkışlanır. Bir müddet gelinin yanında durduktan sonra odadan çıkar. Damadın odaya girmesi ancak davet üzerine gerçekleşir. Gece, gelin ile damat kesinlikle birlikte yatırılmaz.

Gelinin odaya alınması ile kız tarafından erkekler "o ho ho ho hooy" şeklinde koro halinde bağırarak eve girerler. Açık ateşin üstünde asılı duran zincir (ülemuri) yukarı çekilip asılır. Ateşin etrafında halka olunur. Burada selim sayma (selimi osvaru) denen kafiyeli dörtlükler tulumsuz, koro halinde söylenir. Düğün aşçısına, sahibine, damada sataşmaların olduğu dörtlüklerin arasında nakarat olarak "helesa yalesa heyamoli yasa isa hey" sözleri tekrarlanır. Düğün sahibinden sabah oluncayadek horon oynamak üzere evin kendilerine tahsis edildiğine dair söz alırlar.

Düğün süresince kadınlar ve erkekler ayrı odalarda bulunurlar. Kadınların bulunduğu odaya bir erkeğin girmesi pek/hiç hoş karşılanmaz. Hatta butür durumlar çıkan kavga ve dargınlıkların başlıca nedenleri arasındadır. Bir erkeğin kadınların bulunduğu odaya girebilmesi ancak çok yakın birinin orada bulunması ile ve kısa bir süre için mümkün olabilir.

Ardından sofra kurulur ve Mangali adı verilen oyun oynanır. Mangali oyunu daha çok Pazar-Ardeşen tarafında oynanırken, Arhavi yöresinde bu oyun gelinin damat evine yaklaşması sırasında oynanır. Mangali oyununda evin içinde bir sofra kurulur. Bu masaya kız tarafının ileri gelenleri oturur. Masaya konan tabaklar ters çevrilir. Tepsi tepsi baklava istenir. Yemeklerin zehirli olup olmadığını öğrenmek için doktor istenir. Doktor olarak damat getirilir ve ilk lokmayı damat yiyerek kontrol etmiş olur. Tabanca istenir, çalışıp çalışmadığını kontrol etmek için bir dolu atılır. Koyun istenir, posta bürünmüş bir adam getirilir vs.

Arhavi yöresinde aynı oyun küçük bir farkla oynanır. İstekler, gelir mola, gelmez mola, baklava gelsin, tira mola (mulun mola, moxtas mola, baülava moxtas tira mola) sözleriyle dile getirlir. Sözler genellikle Lazca söylenmekle birlikte sahile yakın yerlerde Türkçenin kullanıldığına da rastlanır. Mangali ya da ayak direme, eğlenmek amacıyla oynanan bir oyundur. Pazarlıklara ve ilgin konuşmalara sahne olur.

Nihayet oyunların bitmesi ile horona durulur. Horon sırasında birinin öncülük etmesi ile koro halinde enişte çağrılır. Damadın horona girmesi ile horonun temposu düşürülür, damada atfen karşılamalı şarkılar söylenir. Daha sonra eniştenin babası, amcası gibi kişiler aynı şekilde çağrılır.

Arhavi yöresinde, horon sırasındaki bu çağırma damat bağlama (Sica Meüoru) adıyla bir oyun halini almıştır. Horonun yavaşlama seanslarında, koronun söylediği "vaha hay" nakaratları arasında damat, babası vb. çağrılır, kişilere sataşılır, laf atılır.

Laz düğünlerine davet olmaksızın başka köylerden horon oynamak amacıyla gruplar (partiya) katılır. Gece boyunca her partiya'ya kendi hornunu sergileme fırsatı tanınır ve her partiya en güzel horonunu oynar. şafak sökmek üzere iken her partiya'nın horon başı biraraya gelerek sabah horonu oynanır. Günün doğması ile birlikte tekrar yemek yenir. Horon gün boyu devam eder. Buna kız sabahı (Bozo öumani) denilmektedir. Düğüncüler geç saatlerde dağılır.

Düğün gecesinin horon kadar renkli geçen eğlencelerinden bir de şairlerin atışmalarıdır. Lazca'da buna oüobalu denir. Tek tek kişiler ya da ikişer üçer kişiden oluşan kadınlı erkekli gruplar, iki dizelik sözlerle atışırlar. Atışma, kemençe eşliğinde ve kaidelidir. taraflardan biri yenilinceye dek devam eder. Oüobalu zaman zaman horonun yerine geçebilir.

Eniştenin Davet Edilmesi(Sica Oöandu)
Aynı gün damat kız evine davet edilir (sica oöandu). Damat davet edilmeksizin kız evine gitmez. Bu adetten bir davettir. Damada yakınları ve sağdıcı eşlik eder. Damat kız evine gittiğinde mangali adı verilen oyun tekrarlanır. Oyun sırasında damat masaya oturmadan kimse oturmaz. Evin uzak oluşuna göre damat karısının evinde bir gün kalır ya da eşiyle birlikte kendi evine döner.

Düğünün üçüncü günü (dördüncü gecesi) yeni gelin babasının evine gider (üuçxe tavaşe olva). Bu da olmazsa olmaz bir adettir. Bu gidişe damadın eşlik etmesi gerekmez. Yeni gelin babasının evinde bir gece kalır ve kocasının evine döner (üuçxe tavaşe goktalu). O gece ilk kez eşiyle birlikte yatar ve birlikte olurlar.

Ertesi sabah, düğünün ilk günü gelinin baba evinden çıkarılışı sırasında kınına sokulan bıçak ilk kez kınından çıkarılır.

Laz halk inancına göre kınından çıkarılan bıçak evliliğin tam olarak gerçekleştiğini gösteren son ritueldir.

Yerine getirilmesi gereken son adet ise, ne zamana denk düşerse düşsün düğünden sonraki Ramazan ayının ilk günü gelin, baba evinde sahura kalkar. Koca evine dönüşte bir defaya mahsus bir tepsi baklava götürür.

Kocaevinde Gelinin Durumu (Nusaloba/Onusalu)
Laz gelinin yeni evde bir takım kurallara uyması gerekir. Kısaca değinirsek; yeni gelinin, oturma yerinin (ôaraüamindi) aşağı kısmında (ongure do éale) ayakta beklemesi gerekir. Bu süre, üç yıl ile en iyi ihtimalle bir yıl arasındadır. Bu süre boyunca kaynana ve kayınpeder evde iken oturamaz ve onlar istemedikçe konuşamaz.

Burun dahil olmak üzere bir peçe ile örtülüdür. Kocası ile de konuşmaması gerekir. Kaynanasının yanında çocuğunu emziremez.

Bir Laz gelininin genel olarak sergilemek zorunda olduğu tutum ve davranışları, Laz kültüründe özel/farklı bir yere sahiptir. Tutum ve davranışlara nusaloba, bunu anlatan fiil de onusalu sözcükleri ile dile getirilir.

Ritüeller

  • Nusa moselu: Gelinin küçük erkek kardeşi tarafından oturduğu yerden "bismillahi" diyerek kaldırılması.
  • Xami do oçxe eünas celaéonu: Kayınpederin gelini almak üzere kız evine girerken bıçağını kapının sağına, kını kapının soluna saplaması.
  • Kumi gobğalu: Gelin koca evine yaklaştığında, damadın pirinç, buğday, kumi ile karışık madeni parayı gelinin şemsiyesine atması.
  • Binexi aras cebazginu do otfas eyoûoçu: Koca evinin kapısına gelen gelinin asma dalına basıp geçmesi ve bu dalın evin çatısına atılması.
  • Eünas lora mesvapu do oşvalu: Evin kapısına gelen gelinin şerbet dolu bardağa parmağını daldırarak kapının sağ ve soluna sürmesi, kendisinin ve damadın bundan içmesi.
  • Oûrebules nusa goyonu: Kaynananın gelini üç kez ocaklığın etrafında döndürmesi.
  • Bere golaüaçu: Evin ortasına, bir iskemleye oturtulan gelinin kucağına erkek çocuk oturtulması; gelinin çocuk kucağında olduğu halde üç kez oturup kalkması.

Sonsöz
Yukarıda anlatılan eski Laz düğünlerinin tipik şeklidir. Günümüz düğünlerinde nerdeyse hiç bahsedilen rituellere rastlanmaz ya da çok az rastlanır. Daha farklı ritüellere de rastlamak mümkündür. Bu adetler ve rituellerden bazılarının yaşadığı köyler de vardır. Bugün 40 yaş civarında olanlar böylesi düğünlere tanık olmuş, yaşamıştır. 70'li yıllardan sonra birçok folklorik değer yokolmaya yüztutmuştur.


[1] - Ne varki nişanlıların birbirlerini görmemesi şeklinde kesin bir kural ve gelenek yoktur. Bazı yörelerde nişanlılar aleni olarak görüşebilir, karşılıklı imecelere giderler, hatta nişanlı erkek kızın evine gidebilir.
[2] - Bıçak ve kının kapının sağ ve sol taraflarındaki boşluğa sokulmasının amacı; gelin ve damadın basılmasının yanı ilk gecelerinde ve sonrasında birbirlerine karşı cinsel soğukluk duyup ilişki kuramamalarını engellemektir.
[3] - Elli yıl öncesinin görücü usülü evliliklerinde, birçok damat eşini ilk kez o tülbendi kaldırdığında görürdü. Özellikle uzak köylerden yapılan evliliklerde damat ve gelinin düğün gecesine kadar birbirlerini hiç görmemeleri söz konusu olabilmekteydi. Bunun islamiyetle edinilen bir adet mi yoksa Lazların katı namus anlayışlarından kaynaklı bir gelenek mi olduğu konusunda bir kesinlik yoktur.

Lazuri.Com

Untitled Document
  İsmail Bucaklişi
    Laz Şairi Nurdoğan Abaşişi'nin Ardından...
    Röp:YAŞAR BAYRAKTAR
    HAYALLERE TANIK OLMAK
    Kianaşi Dulyamxenu Oxorcalepeşi Ndğa
    Hasan Helimişi'nin Yaşam Öyküsü)
    Bu bir yol hikayesidir.
    Farkındamısınız? Lazca Yok Oluyor!
    Helessa Yalessa
    Horon / Tulum şişer saruk baştan düşer
    Lazlar çayla nasıl tanıştı
    TRT'de Lazca yayın olmayacakmı?
    Dağlardan denizlere
    Giden tulumcunun ardından
    Laz Dili Grameri
    Lazca isimlendirmeler üzerine
    Laz folklöründe düğün ve düğünle ilgili ritüeller
    Lazlar kimdir
    Lazlar üstüne kartvelist tezler
    Helimişi Xasani'nin otobiyografisi



..

HORON & TULUM
Horon ve Tulum Kursu

Lazca Kurs
Lazuri Doviguram

KAZIM KOYUNCU (DVD)
Sarkilarla Geçtim Aranizdan - Kazim Için Bir Film

KARAKUTU

   

 
Copyright © 2002-2017 Lazuri.Com | Telif Hakları saklıdır.